Kaybolan Saraylar

Kaybolan Saraylar

Günümüzde klasik Osmanlı saray yapıları hakkında Topkapı Sarayı dışında kaybolan saraylar ile ilgili pek bilgi sahibi olduğumuzu söyleyemeyiz. Osmanlı imparatorluk saraylarından Bursa ve Edirne sarayları tamamen yok olmuş olup eyalet sarayları arasında sayılan Saraybosna, Manisa ve Amasya sarayları da mevcut değildir. İstanbul’da Sarây-ı Atîk-ı Hümâyun (Eski Saray) ise unutulmuş ve birkaç yangın haberinden başka sözü edilmemiştir. Hemen hemen hiç sözü edilmemekle birlikte İstanbul’daki önemli bir diğer saray da Üsküdar Sarayı’dır. Bu yazımızda belgelerden kalan bilgiler ışığında kaybolan saraylar hakkında sizleri bilgilendirmeye çalışacağız.

Edirne Sarayı
Küçüksu Kasrı
Tarihe Şahitlik Eden ‘Halife Abdülmecid Efendi Kütüphanesi’

Üsküdar Sarayı

Kanuni Sultan Süleyman’ın, eski Bizans yazlık saraylarının bulunduğu bugünkü Selimiye Kışlası’nın yerinde, Mimar Sinan’a yaptırdığı Üsküdar Sarayı, 3. Murad tarafından esaslı bir tamire tabi tutularak yeni ilavelerle genişletildi.
Özellikle 4. Murad’ın rağbet ettiği bir yer olan saray, bu dönemden sonra terkedilerek bazı küçük tamirlerin dışında esaslı bir çalışma görmedi.

3. Selim’in 1794 yılında yıktırdığı sarayın enkazı Nizam-ı Cedid askerleri için yapılan kışlada kullanıldı. Kanuni devrinin yadigârı saray, muhtelif ilaveler ve tamirlerle 18. yüzyılın sonuna kadar böylece devam etti. Kaybolan saraylar arasında yer alması ise 3. Selim zamanında yerine Selimiye Kışlası ile geniş bir mahalle, çarşı gibi tesisler yapıldı.

Üsküdar Sarayı

Eyüp Sarayı

Kanuni Sultan Süleyman bahar ve yaz mevsimlerinde zaman zaman Kâğıthane’ye ferahlama gezilerine çıkar, İmrahor Kasrı’nda dinlenirdi. Sonraları Kâğıthane’nin daha fazla rağbet görmesi üzerine 18. yüzyılda 3. Ahmet ile Sadrazam İbrahim Paşa, Kâğıthane’de Versaille Fontainbleau köşklerinin planlarından ilham alarak yeni kasırlar yaptırdı.
1740 yılında “Patrona” isyanıyla Sadabad bölgesinin harabe haline getirilmesinin ardından, bölgenin tekrar canlanmaya başlamasıyla burada kasırların en ünlülerinden biri olan Sadabad Kasrı, Kâğıthane Deresi’nin kenarında inşa edildi.

Bu kasır ile Sultan Abdülaziz’in dünyaya geldiği Eyüp Sarayı, günümüze ulaşamayan kaybolan saraylar arasında yer alıyor.

Neşadabad Sarayı

Defterdar Burnu üzerinde 18. yüzyılda Sadrazam Şehid Ali Paşa’ya ait yalı, paşanın vefatından sonra Meselacı Hasan Paşa tarafından satın alındı.

Pasarofça barışından sonra Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, İstanbul’un harap saraylarını tamir ettirerek yeni kasırlar inşa edip, Bebek’te de Hümayunabad isimli bir saray yaptırdı.

3. Ahmet yeni binayı görmek üzere saltanat kayığı ile gittiği Bebek’ten dönüşünde Defterdar Camisi yanındaki Hasan Paşa Yalısı’nın yerini beğendi.

Damat İbrahim Paşa burada bu hükümdar için bir sahil sarayı inşasını, tersane emini Kıbleli Zade Mehmet Bey’e emretti. O zamanlar bugünkü genişlikte olmayan Defterdar Burnu, daha dik olarak sahile iniyor ve deniz ile arasında bir düzlük bulunuyordu.

Sarayı inşa etmek için dağdan alınan arazi ile birlikte zemin genişletilerek buraya bir senede zarif bir sahil sarayı yapıldı. 3. Selim Neşadabad’ı sever ve zaman zaman dinlenmek üzere Topkapı Sarayı’ndan kayıkla Defterdar Burnu’na geçerdi.

Neşadabad Sarayı

3. Selim, Neşadabad Sarayı’nı kız kardeşi Hatice Sultan’ın tahsis etmesi üzerine sultan buraya yerleşti. Avrupa mimari tarzını ve süsleme sanatını beğenen Hatice Sultan, Büyükdere’de Danimarka maslahatgüzarı Baron de Hubsch’un evi ile bahçesini gördükten sonra sarayını ve bahçelerini bu şekilde düzenlemek istedi.

Hubsch’un kendisine mimari Melling’i tavsiye etmesi üzerine sanatkâr, sarayın bahçesini sanatkârane bir şekilde tanzim etti. 3. Selim bir gün Neşadabad Sarayı’na geldiği vakit bir ecnebi konsolosun iki genç ve güzel kızın Hatice Sultan’a misafir olduğunu öğrendi ve paravan arkasından genç kızların harp çalıp dans etmelerini büyük bir beğeni ve ilgiyle izledi.

2. Mahmud’un da muhtelif tarihlerde kızlarının ikametine tahsis ettiği Neşadabad Sarayı, evlenme çağına gelen büyük kızı Saliha Sultan için restore edildi. Uzun yıllar bu sarayda oturan Saliha Sultan, ilk çocuğu Abdülhamit Bey’i burada dünyaya getirdi.

2. Mahmud’un kız kardeşi Hibetullah Sultan 1841 yılında burada vefat etti. Abdülmecit devrinde de sultanların ikametine tahsis edilen sarayda, bazı büyük düğünler yapıldı. Kırım Harbi sebebiyle İstanbul’a gelen ve bu sarayda ağırlanan Prens Napolyon, saraydan ayrılırken nöbetçilere birer madalya hediye etti.

Bu görkemli saray da zamana yenik düşerek kaybolan saraylar arasında yer alarak günümüze ulaşamadı.

Bursa Bey Sarayı

Osmanlı Hanedanı tarafından yaptırılan ve bildiğimiz anlamdaki ilk saray, Bursa Sarayı‘dır. Bir diğer bilinen adı da “Bey Sarayı”. Bu saray Orhan Gazi zamanında Bursa’da inşa edildi. Sultanlar, uzun yıllar bu sarayda yaşadılar. İmparatorluk buradan idare edildi. 1453 yılına kadar her türlü resmikabul ve önemli kararların çoğu, Bursa Sarayı’nda alındı. Bu sarayda “Divan-ı Hümayun” toplanıyor, vezir-i azam, vezirler, kazasker, kadı ve defterdar gibi yöneticiler görev yapıyordu. Emir Sultan, Molla Fenari, Hacı Bayram-ı Veli, Somuncu Baba, Ahmedî gibi dönemin kültür şahsiyetleri, bu sarayda sultanlara danışmanlık yapıp eserler yazdılar.

Bursa Bey Sarayı

Ancak ne yazık ki, Bursa Bey Sarayı’ndan günümüze, bir iki küçük kalıntı dışında hiçbir iz dahi kalmadı. Ancak araştırmacıların verdiği bilgilerin ışığı altında, sarayın yeri ve şekli, önemli ölçüde belirlenmiş durumda. Gezginlere göre, bahçeler içinde dağ köşkü şeklinde olan Bursa Bey Sarayı, muhteşem güzellikteydi. Sultanlar eğitimlerini burada alıyor, düğünler bu sarayda yapılıyordu. Yönetimin İstanbul’a geçmesiyle değerini kaybeden Bursa Bey Sarayı, zaman içinde kaybolan saray olarak yok olup gitti.

COMMENTS

WORDPRESS: 0