Tekfur Sarayı

Tekfur Sarayı

Tekfur Sarayı İstanbul’daki tüm diğer eserler gibi Latin İstilası esnasında ciddi zararlar görmüş ve 1261 yılından sonra önemli bir bakım - onarım sürecine girmiştir.

Küçüksu Kasrı
Doğu Ekspresi Hakkında Merak Edilenler
Hacı Bayram Veli Camii

Edirnekapı’da bulunan Tekfur Sarayı, Blaherna Sarayı (Blakhernai Sarayı) kompleksinin parçalarından biridir ve klasik Roma saray yapısının İstanbul’daki tek örneğidir. Üzerinde yüzyılların ağırlığıyla Balat’ta, Teodosios Surları arasında uzanan Tekfur Sarayı, günümüze ulaşan dört duvarıyla Pera’dan Yedikule’ye, Prens Adaları’ndan Kadıköy’e yayılan geniş bir coğrafyayı seyrediyor.

Bir zamanlar 3 katlı olan Tekfur Sarayı’nın, yapılış amacı ve tarihi hakkında ihtilaflar mevcuttur. Günümüze ulaşan ilk dönem Bizans eserlerinden birisi olan diğeri ise Bukoleon Sarayı’dır. Blahernai Saray Kompleksi’nin bir parçası olan Tekfur Sarayı’nın kim tarafından yapıldığı ve isminin ne olduğu, üzerinde herhangi bir kitabeye rastlanmadığı için bilinmiyor. Sarayın yapılış tarihi ile ilgili kati bilgiler yoktur. Çeşitli mimari özelliklere dayanılarak Tekfur Sarayı’nın 10. veya 11. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilmektedir. Kimi tarihçiler Blakhernai Sarayı’nın ek binası olarak Porfirogennetos lakaplı İmparator 7. Konstantin tarafından yaptırıldığı, kimi tarihçiler ise Blaherna Sarayı çalışanlarının ikameti için yaptırıldığı tezini savunmaktadırlar.

Romalılar buraya önceleri Konstantin Sarayı, sonraları Porfirogennetos Evi demişler. Anlaşıldığı kadarıyla porfirogennetos, prenslere verilen bir unvanmış. 7. Konstantin de bu unvanla anılmış. Bilindiği kadarıyla oğlu Romanos için de muhteşem bir saray yaptırmış. Bu sarayın Tekfur Sarayı olma ihtimali üzerinde durulmaktadır.

Ulaşılabilen diğer tezler ise şunlardır:

  • Mihael, oğlu Konstantinos için yaptırmış olabilir.
  • Manuel Kommenos eşi İrene için yaptırmış olabilir.

Kim, neden ve hangi tarihte yaptırmış tam olarak bilemiyoruz fakat bildiğimiz, yapının geç dönem bir Roma eseri olduğudur. Sultanahmet Meydanı’nda yer alan Büyük Saray ve civarındaki yapılar, Roma hanedanları tarafından zamanla terk edilmiş ve Haliç surları ile bitişik olan bu yapıda ikamet başlamıştır. Son demlerinde Konstantinopolis buradan yönetilmiştir.

Tekfur Sarayı İstanbul’daki tüm diğer eserler gibi Latin İstilası esnasında ciddi zararlar görmüş ve 1261 yılından sonra önemli bir bakım – onarım sürecine girmiştir.

‘Tekfur’ ismi ise Osmanlılar’dan geliyor. Bizans İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla birlikte anlamını kaybetse de Bizans’ın vali düzeyinde olan yöneticileri Osmanlılar tarafından ‘tekfur’ olarak adlandırılıyor. İsmi gibi içindeki yaşamların da tarihe gömüldüğü bu yapı, tekfurların ikamet etmesi nedeniyle Tekfur Sarayı olarak anılıyor.

Bizans’ın ilk sivil mimari tarzını yansıtması açısından dünya sanat tarihi açısından da büyük önem taşıyan Tekfur Sarayı, 11. Yüzyıldan itibaren Bizans imparatorlarının Sultanahmet’teki sarayı terk edip yerleştikleri Blahernai Saray Kompleksi’nin bir parçası. Aynı Osmanlı saraylarında olduğu gibi, örneğin Topkapı Sarayı, Bizans sarayları da birçok köşkten oluşuyordu.

Tekfur Sarayı (Blakhernai Sarayı)

Tekfur Sarayı da Blahernai Saray Kompleksi içinde yer alan köşklerden sadece bir tanesiydi. Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı Koordinatörü Sanat Tarihçisi Hayri Fehmi Yılmaz’dan aldığımız bilgilere göre, üç katlı olarak inşa edilen sarayın orta katı saray sakinlerine ayrılmıştı. Bu katın şehre açılan çok güzel bir manzarası bulunuyordu. Alt ve üst katlar ise servis için kullanılıyordu.

Tek Kişilik Dua Odası;14. yüzyılda restore edilen sarayın cephesi küçük bir avluya açılıyor. İki yapılı olarak inşa edilen Tekfur Sarayı’nın avlusunda bir köşk daha bulunuyor. Ayrıca yapının şehre bakan cephesinde de bir şapel bulunuyor. ‘Tek kişilik dua odası’ olarak adlandırabileceğimiz bu şapel, kısmen çökmüş olsa da günümüze kadar gelebilmiş. İçinde, bir kilisede bulunan her türlü dini motifi ve unsuru barındıran bu şapeli Hayri Fehmi Yılmaz, ‘tek kişilik ibadet hücresi’ olarak tanımlıyor. 100 – 180 bin metrekare bir alana yayılan Blahernai Saray Kompleksi için “Çok büyük bir saray hayal etmek gerekiyor” diyen Yılmaz, bu saray kompleksinin geniş bahçeler, teraslar, kiliseler ve köşklerden oluştuğunu belirtiyor.

Stratejik olarak ilginç bir konuma sahip saray, bir yüzüyle şehre bakıyor, diğer yüzüyle ise şehir dışına. Yani gerektiği zaman şehir içine, gerektiğinde de şehir dışına kaçabilme fırsatı veriyor. Zaten Bizans krallarının da Blahernai Sarayı’nı bu nedenle tercih ettikleri düşünülüyor.

Osmanlı Döneminde Tekfur Sarayı: Fetih ile birlikte Tekfur Sarayı eski önemini yitirdi. Osmanlı sultanları, Fatih Sultan Mehmet Han tarafından yaptırılan Topkapı Sarayı’nda yaşadılar. Buna karşın çeşitli amaçlarla kullanılmaya devam etti. Kadim sarayın çatısının 17.yy’da bir fırtınada uçtuğu bilinmektedir. Sarayın; fil ahırı, hayvanat bahçesi, seramik fabrikası, çini atölyesi (çiniler 3. Ahmet çeşmesi süslemelerinde kullanılmış) ve şişhane (cam üretim yeri) olarak kullanıldığına dair bilgiler mevcuttur. Bunun yanı sıra bir dönem (19. yy’da) Yahudi yerleşkesi olarak kullanıldığını da okudum. Tekfur Sarayı, Cumhuriyet döneminde ise 1955 – 1970 yılları arasında kapsamlı bir restorasyon çalışmasından geçti.

Ayrıca değer biçilemeyen ve bugün Topkapı Sarayı Müzesi’nde sergilenen meşhur Kaşıkçı Elması da buranın çöplüğünde bulunmuş.

Tekfur Çinileri;18. yüzyılda çini atölyesi olarak kullanılan Tekfur Sarayı’nda yapılan çiniler bugün hâlâ birçok camiyi süslüyor. Tekfur çinileri olarak adlandırılan eserler, İznik’ten getirilen ustalar tarafından yapılıyordu. İstanbul’un fethinden sonra, İznik’li ustaları sayesinde, kısa bir süre de olsa tekrar popülerleşen saray, daha sonra camhane, ardından 19. yüzyılda Yahudiler’in ikamet ettiği barınak olarak kullanılmış ve 1865 yılında çıkan yangınla beraber ara katları çökerek kullanılmaz hale gelmişti.

Tekfur Sarayı’nın zamanındaki ihtişamını anlamak için çinileri dışında sarayın ön cephesini süsleyen süs çömleklerinden bahsetmek de mümkün. Kırmızı tuğla ve beyaz taş kullanılarak yapılan bu çömlekler, iki farklı malzemenin bir arada kullanıldığı en güzel örneklerden. Daha çok Bulgaristan’da, Balkan Yarımadası’nda görülen bu süsleme sanatı Türkiye’de sadece Tekfur Sarayı ve Saint Benoit Fransız Lisesi’nin çan kulesinde görülüyor.

Şu anda bir harabe görünümünde olan Tekfur Sarayı’nın ihtişamlı günlerini düşlemek çok zor değil aslında. Daha sonraları Osmanlı mimarisinde de göreceğimiz, cephelerde bulunan, konsollara oturan çıkmalar hemen göze çarpıyor. Başka hiçbir örneği bulunmayan yapı, bugün zamana adeta meydan okuyor.

Dünya üzerinde ayakta kalmış olan tek Bizans Sarayı, geçirdiği başarısız restorasyon sonucu maalesef bugün kötü bir durumdadır.

Dünya çapında öneme sahip olan bu nadide yapıya bugün (diğer pek çok esere olduğu gibi) gerekli önem gösterilmemektedir. Tarihçiler ve arkeologlar, sarayın aslına uygun olarak elden geçirilmesi ve korunması gerektiğini, orijinal haliyle alakası olmayan eklemelerin mutlaka kaldırılması gerektiği noktasında hemfikirdirler.

COMMENTS

WORDPRESS: 0